1979-80 yıllarında Peter Gabriel’in üçüncü albümünün kayıtları sırasında, stüdyo mikrofonlarından birinin sıkıştırılıp aniden kesilen yankısı beklenmedik bir ses üretti. Ortaya çıkan etki, davula büyük bir alan hissi verirken kuyruğunu keserek sonraki vuruşun önünü açıyordu. Bu ses, gated reverb adıyla anıldı.
Etkinin en çok bilinen kullanımı Phil Collins’in 1981 tarihli "In the Air Tonight" kaydındaki tom girişidir. Parçanın büyük bölümünde davul bulunmaz; girdiği anda ise bu işlenmiş tını, kaydın kimliğini belirler. Aynı ses, on yıl boyunca pop ve rock prodüksiyonunun standardı hâline geldi.
Bu örnek, davul sesinin yalnız icracının elinde olmadığını gösterir. Mikrofon yerleşimi, oda akustiği ve kayıt sonrası işlem, dinleyicinin duyduğu tınının en az vuruş kadar belirleyicisidir. Davulcunun stüdyo sürecini anlaması bu nedenle gereklidir.
Collins’in davulculuğu bu tek etkiyle sınırlı değildir. Genesis dönemindeki karma ölçülü ve teknik olarak talepkâr parçalar, aynı icracının progresif rock bağlamındaki kapasitesini gösterir; sonraki pop kayıtlarındaki sadelik bir sınır değil, bilinçli bir tercihtir.
Derslerimizde kayıt hazırlığı bölümünde, aynı kalıbın farklı mikrofon mesafeleriyle nasıl değiştiği dinletilir; kursiyer tınının nerede oluştuğunu somut olarak görür.